29 Nisan 2015 Çarşamba

PORTAKALLI BİSKÜVİ


Evvet...eticin tadında bisküviler yaptım ya ben:) yaşasınnnn.Çünkü ben eticini çok severim.Görüntüsü değil ama tadı aynı eticin.Yapması kolay.Üstelik hamurunu hazırlayıp buzdolabında bekletip dilediğinizde yapma lüksünüz var.

Malzemeler
- 115 gr tereyağı
- 200 gr şeker ( daha hafif bir kurabiye isterseniz 150 gr şeker ekleyin )
- 2 yumurtanın sarısı
- 1 portakalın rendelenmiş kabuğu
- 1 çorba kaşığı portakal suyu
- 200 gr un
- 1 çorba kaşığı mısır unu
- 1 çay kaşığı kabartma tozu
- 1/2 çay kaşığı tuz


Yapılışı

  1. Tereyağı ve şekeri krema kıvamını alana kadar mikserin yüksek hızında çırpın.Yaklaşık 5 dk kadar.
  2. Yumurta sarıları, portakal kabuğu ve portakal suyunu sırasıyla ekleyerek orta hızda çırpmaya devam edin.
  3. Un, mısır unu,  kabartma tozu ve tuzu eleyerek karışıma yavaş yavaş ekleyin.Çok bütünleşmeyen bir hamur elde edeceksiniz dert etmeyin.Streç filme sarıp buzdolabına kaldırın.İsterseniz 2-3 saat sonra ya da ertesi gün çıkarıp kurabiyelerinizi hazırlayabilirsiniz.
  4. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparın ve elinizle yuvarlayarak şekil verin.Yağlı kağıt serdiğiniz tepsiye 3 cm aralıklarla yerleştirin.Bir çatal yardımıyla top şeklini verdiğiniz hamurların üzerine bastırın.
  5. Ben birkaç kurabiyeyi çatalla bastırmadan önce çatalı kakaoya buladım.Fotoğrafta farkedeceğiniz gibi kakaolu olanlar daha  rustik bir görünüme sahip oldu.Tercih sizin.
  6. Önceden 190 dereceye ısıtılmış fırında 8-10 dk pişirmeniz yeterli oluyor.Mis gibi eticin taklidi yapan kurabiyeleriniz hazır , afiyet olsun.
Not: Tarif Martha Day' e aittir.

Yazar caferengigul.blogspot.com

27 Nisan 2015 Pazartesi

LİMON VE KEKİK SOSLU TAVUK


Biraz serin olsa da havalar bahar iyiden iyiye kendini hissettirmeye başladı.Dümdüz, çarşaf gibi bir denize uyandık bu sabah Yalıkavak'ta. Sabahın ilk saatleri kuşlar nasıl bir sohbetteler anlatamam.Henüz çiçekleriyle bizi mutlu edemeyen ıhlamur ağacım baştan ayağa yapraklarla bezeli.Çiğ yağdığı günler mis gibi kokacak sabahları biliyorum ve ben bir umut dev gibi olmuş yapraklarının arasında çiçek var mı diye hafiyelik yapacağım önümüzdeki günlerde.Bahar en çok sabahları bir de akşam üzerleri merhaba diye haykırıyor.Ve ben hoşgeldin diyorum kocaman bir nefesle içime kokusunu çekerek.

Hafta içi eve geç geldiğim bir gündü.Malum insan biraz gezmek istiyor bahar gelince iş çıkışı:)Evde ki yemeği yemek istemediğim , yemek de yapmak istemediğim bir gündü.Ama eve girdiğimde masanın üstünde beni bekleyenleri bir görseydiniz eminim sizde en az benim kadar mutlu olurdunuz. Mutluluktan ve açlıktan mütevellit fotoğraflamayı unuttuğum kocaman bir taş fırın ekmeği, bir tabak dolusu otlu börek, bir kova dolusu yumurta ve en can alıcı nokta temizlenmiş bir adet horoz.Hem de en serbest gezineninden, kaslı kaslı.Bize çay demlemek kalmıştı sadece ve onuda canım eşim benim için yapmıştı.Bana da keyifle her bir lokmanın tadını çıkarmak ve ertesi gün horozu nasıl pişireceğimi planlamak kaldı.



Sabah ilk iş bahçeden 3 adet limon ve bolca kekik alarak işe başladım.Horozun rahatça istirahat edeceği büyüklükte bir kaba limonların suyunu sıktım ve 1 çay bardağı kadar zeytinyağı gezdirdim.Kekikleri elimle parçalayıp zeytinyağlı ve limonlu karışıma ekledim.1/2 baş sarımsağı rendelediyip tuz ve karabiberini de ilave edip  karıştırdım.Horozu bu sosun içine yerleştirip bir güzel masaj yaptım ki sosun ulaşmadığı yer kalmasın.Üstünü streçleyip dolaba kaldırdım ta ki akşam yemeğinden 1- 2 saat öncesine kadar.


Fırını 150 dereceye ısıttım.Horozu sosuyla birlikte döküm tenceye yerleştirdim ve üstüne 1/2 lt tavuk suyu gezdirip tencerenin kapağını kapattım.Ve horoz fırınaaa:) 1 saatin sonunda lokum gibi , dokunduğunda kemiklerinden ayrılan nefis bir tavuk yemeğim olmuştu.Süre fırına ve tavuğun ( horozun ) yapısına göre değişebiliyor, kontrollü ilerlemelisiniz.


Zahmetsiz, hafif, baharatlı ve lezzetli bir tavuk yemeği istiyorsanız denemelisiniz.Şimdilik benden bu kadar.Baharın tadını çıkarmaya bakın.
Yazar caferengigul.blogspot.com

23 Nisan 2015 Perşembe

UMUDUM SİZLERDE


Yazar caferengigul.blogspot.com

21 Nisan 2015 Salı

ÇİĞ ENGİNAR SALATASI


Mart ayından beri tezgahlarda bolca rastlıyoruz kendilerine.Ama Bodrum'un yerel mor enginarı daha yeni yeni boy göstermeye başladı  pazar tezgahlarında.İkisi de enginar diyenleriniz olabilir.Ama en az görüntüleri kadar tatları da   farklı.Misal  Enginarlı Pilav ' da mümkünse mor enginar kullanılmalı bence çünkü daha aromatik bir tada sahip.Söz konusu çiğ enginar salatası ise mutlaka sakız enginar aranmalı.Bu tarife yumuşak yapısı nedeniyle en çok sakız enginar yakışıyor.

Efendim pazardan körpe , en büyüğü mandalinden hallice olacak şekilde enginarlar alınır.Taze nane ve limon almayı unutmayın.Ya da benim gibi bahçenizden tedarik edin:)Benim bahçem yok diyorsanız nane küçük bir saksıda pekala olur bi deneyin.Limon ağacının bazı türlerini bile salonlarında yetiştirenler var ama bu konuya ben hakim değilim.

Enginarı soymaya başlamadan önce bir kaseye 1-2 limonun suyunu sıkıp hazır edin.Enginarların dış yapraklarını elinizle koparıp atın.Sert kısımlarını bıçakla temizleyin ve enginarın uç kısmını kesin.Elinizde enginar kalbi diye adlandırılan kısmı ve taze taç yaprakları kalmalı.Enginarlar yeterince körpe ise içinde tüyler olmayacaktır.Temizlediğiniz enginarları olabildiğince ince kesip limon suyunun içine bırakın.

1/2 limon ve bolca zeytinyağıyla bir sos hazırlayın.Tabiki biraz da tuz ekleyin.Limon suyunda beklettiğiniz enginarları hızlaca yıkayın.Servis tabağına yerleştirdiğiniz enginar dilimlerinin üzerine sosu gezdirin.Nane yapraklarını ince ince dilimleyin ve enginarların üzerine serpiştirin.Dilerseniz limon suyundan aldığınız enginarları yıkamadan da soslayabilirsiniz. Ben limon tadı biraz baskın kaldığı için yıkamayı tercih ediyorum.Nane yerine dereotu da kullanabilirsiniz.Tercih sizin.Her haliyle nefis bir salatanız oldu.Baharlı tadı damağınızda şenlik, midenizde bayram çoşkusu yaratacak bu enginar salatası 2-3 saat kadar beklerse ya da 1 geceyi buzdolabında geçirirse....of ki ne offf...


Görüntüsü bile yeter...İnsan doyamıyor bakmalara, yemelere.Yanına birkaç dilim ekşi mayalı ekmek ve bir kadeh beyaz şarap.İster enginarın kalbini çalmakla yetinin, isterseniz bu sofrayla sevdiklerinizin.

16 Nisan 2015 Perşembe

TAHİN-PEKMEZLİ KEK

MERHABALARRRR :)


Pazartesi yazayım, Salı'da olur aslında...of hafta sonuna geldik, bence en iyisi Pazartesi yazmak...derken bunca zaman geçmiş.Oysa hep aklımdan yazıyordum ben ; yemek yaparken, araba kullanırken, bahçeyle uğraşırken, kitaplığımı toparlarken, yürürken...Ama bir türlü aklımdan tuşlara dökülemedi o güzelim yazılar.Kabul ediyorum biraz tembellik var ama asıl sebep hayatım hakkında verilmesi gereken kararlarımın olmasıydı.Neyse bir şekilde geçtik diyelim.Sahi geçtim mi ben o günleri............? Yoksa daha hala kafamı kurcalayan düşünceler mi var:) Hep var hep...İşte ben de böyleyim, düşünürken zamana yenilenlerden.


Neyse efendim, bugün çok yoğun ve yorucu bir gündü benim için.Güne pazar alışverişiyle başladım.Haftanın en sevdiğim günü Perşembe .Çünkü Yalıkavak pazarı Perşembe günü kuruluyor ve ben pazarın ilk ziyaretçilerinden olmalıyım mutlaka.Bahar pazara öyle bir gelmiş ki...Önce pazara git, büyük bir keyifle ve sohbetle alışverişini yap.Sonra eve gel, aldıklarını yıka, kurula ve yerleştir.Ofise geç, biraz takıl :) Eve doğru yola çıkmışken çay ve şekerin bittiği gelsin aklına ve hemen marketin yolunu tutup eksikleri tamamla.Sonunda evdeyimmm.Aldığın minik mandalinlerin reçelini yap, bir yandan ortalığı toparla.Çay suyunu koy...ve işte tam o anda canın kek istesin.Şöyle tahinli-pekmezli bişey olsun, mis gibi koksun, e birazda ceviz olsun.Olmaz mı ? olur olur, bence çok güzel olur. "kendim için" yorgunluğumu atmak için dedim ve bu nefis kek çıktı ortaya.


Malzemeler
- 4 adet köy yumurtası
- 1 su bardağı toz şeker
- 1/2 su bardağı pekmez
- 1/2 su bardağı tahin
- 1/2 su bardağı sıvı yağ
- 50 gr tereyağı ( eritilmiş )
- 4 kahve fincanı un
- 1 paket kabartma tozu
- 1 su bardağı ceviz ( dövülmüş )

Yapılışı

  1. Yumurtaları ve şekeri mikserle yüksek hızda krema kıvamını alana ( 5 dk ) kadar çırpın.
  2. Mikser düşük hızda çalışırken yavaş yavaş  ve sırasıyla pekmez, tahin , sıvı yağ ve tereyağını ekleyin.
  3. Un ve kabartma tozunu ekleyip çırpın.
  4. Cevizleri hamura ekleyin ve spatula yardımıyla karıştırın.
  5. Hamuru yağlanmış ve unlanmış kek kalıbına dökün.
  6. Önceden 180 dereceye ısıtılmış fırında 30 dk pişirin.
Immm bilmem anlatabildim mi?Kekimden sıcak sıcak bir dilim kestim, çayımı aldım ve balkona çıkıp tüm yorgunluğumu attım.Beni bu kadar mutlu eden kekin güzelliği miydi , denizin dinginliği mi bilemedim.Cep telefonuyla bir foto çekip instagramda paylaştım.Sevgili Füsun "acil tarif" deyince başladım yazmaya.Yazmayı kafaya koymuştum ama Füsun'un çağrısı daha bir hızlandırdı sanki beni:)

Bir günü de böylece bitirmiş oldum.Tabi koşturmaca kekle bitmedi.Kısa kısacık bir molaydı geldi geçti.Yazımı da yazdığıma göre artık biraz blog ve biraz da kitap okuyabilirim.Keyifli geçsin günleriniz.
Yazar caferengigul.blogspot.com

25 Şubat 2015 Çarşamba

MAHMUDİYYE


İlk defa yaptığım, birçok defa adını duyduğum bir yemek olan mahmudiyyeyi çok beğendik. Öyle çok zor bir yemek değil.Ama gerçek lezzetine ulaşmak için köy tavuğu, serbest gezinen tavuk kullanmanız gerekiyor.

Malzemeler
- 1 bütün köy tavuğu ( derisi alınmamış )
- 18-20 adet kuru kayısı
- 1 avuç kuş üzümü
- 100 gr çiğ badem ( kabuğu soyulmuş )
- 2 tatlı kaşığı bal
- 1 tatlı kaşığı hardal
- 1 adet kuru soğan
- 4 yemek kaşığı tereyağı
- 2 su bardağı arpa şehriye
- 5 su bardağı tavuk suyu
- 1 adet kabuk tarçın
- tuz, karabiber


Yapılışı
  1. Tavuğu 8 parçaya bölün.Tabanı kalın bir tencereyi ( ben döküm tencere kullandım ) ocağa koyup altını yakın.Tencere ısındığında 2 yemek kaşığı tereyağını ekleyin.Tereyağı eriyince tavuk parçalarını tencereye yerleştirin.Yüksek ateşte her iki tarafı kızarana kadar tutun.Güzelce kızaran tavukları bir tabağa çıkarın.
  2. Yarım daire şeklinde doğradığınız soğanı tavukları kızarttığınız tencerede renkleri dönene kadar kavurun.
  3. Soğanların üstüne tavukları yerleştirin.
  4. Hardal, bal, üzüm, kayısı, badem, kabuk tarçın, 1 su bardağı tavuk suyu, tuz ve karabiberi ekleyip tencerenin kapağını kapatın.Ocağı kısık ateşe alıp yaklaşık 1 saat kadar pişirin.Bu süre tavuğun etine göre değişiklik gösterebilir.
  5. Ayrı bir tencerede 2 yemek kaşığı tereyağını eritip şehriyeleri kavurun. Kalan tavuk suyu ve tuzu ekleyip kısık ateşte şehriyeler suyunu çekene kadar pişirin.
  6. Servis yapacağınız tabağın içine şehriye pilavını yerleştirin.Üzerine pişirmiş olduğunuz tavuk yemeğini yerleştirip servis yapın.Dilerseniz tavuğu kemiklerinden ayırdıktan sonra servis tabağına yerleştirebilirsiniz.Afiyet olsun.
NOT: O zamanlarda erişte gibi elde yapılan ve küçük küçük kesilen hamur pilavı yapılırmış.Hatta okuduğum bazı kaynaklarda bu hamurları tavuğun pişmesine yakın tencereye ilave edip birlikte pişirildiğinden bahsedilmiş.
Yazar caferengigul.blogspot.com

23 Şubat 2015 Pazartesi

LÜTFEN YAVAŞLAYIN...YARIN YOK...


İnsan sevdiklerinin kıymetini bilmeli önce ve her anı dolu dolu yaşayabilmeli özgürce; sanki yarın hiç olmayacakmış gibi.Peki ya hangimiz yapabiliyoruz bunu.Günlük koşturmacanın içinde eriyip gidiyor en değerli zamanlarımız.İş - ev , iş- ev...bazen hızlıca yenilen yemekler, kimi zaman televizyonun egemenliğinde yenilen yemeklere bırakıyor kendini.Böyle böyle yitiriyor anlamını ilişkiler.İster sevgili olarak, ister eş, isterseniz ev arkadaşı olarak algılayın farketmez.Aynı evin içinde birbirine değmeyen hayatlar...

Arada bir soyutlayın kendinizi çağımızın rutininden ve zaman ayırın sevdiklerinize.Özenli bir sofra kurun mesela...sakın açmayın televizyonu...Birbirinizin gözünün içine bakarak sohbet edin ve her lokmanın tadını çıkarın.Sevdiklerinize vakit ayırın.Gerçek vakitler; aklınızda işle ilgili 40 tane tilkinin dolaşmadığı, gözünüze televizyondan bir karenin takılmadığı...Yavaşlayın...ve anın tadını çıkarın.Bahaneniz olsun doğum gününüz, evlilik yıldönümünüz, sevgililer günü ya da ne bileyim elinize konan uğurböcüsü.Yeter ki siz bahane yaratın ve sevdiklerinizle gerçek vakitler geçirin.Buna hepimizin ihtiyacı var.Lütfen artık biraz yavaşlayın.


Ben sevgiyle hazırlanmış bir sofranın mutlu edemeyeceği bir insan tanımadım henüz.Hayat hızla akarken siz güzel anılar biriktirin, içinde değer verdiğiniz insanların olduğu.Çünkü elinizde kalan bir tek onlar olacak sonunda.

Ne çok konuştum yine:) içimden geçenleri yazmasam olmazdı ya da bu sofrayı niçin hazırladığımı.Düşüncelerimi paylaştığıma göre menüyü yazma zamanı gelmiştir herhalde, sizleri daha fazla sıkmadan.

Bu sofranın baş kahramanı Mahmudiye  15. ve 16. yy 'da yapılan hamurlu, meyveli bir tavuk yemeğidir.Mutlaka denemelisiniz , çok ama çok lezzetli.


Tabiiki ekmeklerin hası; ekşi mayalı çavdar unlu ekmek sofranın bir diğer harikasıydı.


Yardımcı rollerde haşlanmış kırmızı pancar, kekikli turp salatası ve domates salatası yerlerini aldı.


Bu sofrayı ancak  "helva-i hakan-i"  tamamlayabilirdi ( normalde a ve i harflerinin üstünde şapka var ). 15.-19. yy' da yapılan, helvaların hakanı ya da hakanlara layık olarak adladırılan bu helvanın en can alıcı noktası ise içindeki kaymağıymış.Bu helvayı tadıp beğenmeyen olmadı.Tabakta görmüş olduğunuz tamamının 1/4 ü kadardı desem ne kadar bereketli olduğunu anlatmış olurum.

Sizde sevdiklerinizle özenli sofralarda buluşun.Can kulağıyla dinleyin birbirinizi, sohbetinize kahkahalarınız  eşlik etsin. Mideniz , gönlünüz şenlensin.Yavaşlayın, her anın tadını çıkarın.Çünkü yarın yok...

Not: Tarifleri gelecek yazılara bırakıyorum.Zira bugün çok konuştum ;)

Yazar caferengigul.blogspot.com