19 Haziran 2017 Pazartesi

FIRINDA KIYMALI PAZI


Başlığın altında yemeğin resmi olmalıydı sanki. Ama olmadı:) Bu güzeller güzeli kaktüs çiçekleri aklımı çeldi ve geldi kondu sayfanın en başına.Bir gün ömürleri, kısacık.Bu sefer onları açtıkları andan itibaren izleyebildim.Önceki senelerde işlerimin yoğunluğu nedeniyle kapandıkları zaman farkederdim onları "ah yine kaçırdım" diye iç geçirerek.


Aslında ne çok şeyi ıskalıyoruz şu kısacık hayatlarımızda ve ne çok şeyi erteliyoruz daha sonra yapmak üzere.Oysa öyle anlık ki hayat, farkedip kafayı kaldırmanın zamanı geldi de geçiyor bile.Bir günlük ömrü olan bu güzelliği burnun dibinde görmemek ...


Durup, derin bir nefes alıp toprağın kokusunu tüm hücrelerinde hissetmek, doğayı dinlemek, sevdiklerinin gözünün içine bakmak dururken bir koşturmacanın içinde hapsolup kendimizi kaybediyoruz.Ne için, daha iyi bir yaşam standardı yakalamak için.Ne kadar da ironik; daha iyi koşullara sahip olmak için  yaşamayı ıskalıyoruz . 

11 Haziran'da 1 yaş daha alarak 40' a 1 kalan ömrümde kendime şöyle diyorum ; hayatı ıskalama, bırak o bitmez hesapları ve anın tadını çıkar. Ne diyor Hasret Gültekin, Zülfü Livaneli'nin sözleriyle ( https://www.youtube.com/watch?v=ITMK1FsDCyA )

"bir insan ömrünü neye vermeli
harcanıp gidiyor ömür dediğin
yolda kalan da bir yürüyen de bir
harcanıp gidiyor ömür dediğin"



Kaktüs çiçeği ya da kelebeğin ömrü kadar kısa olmasa da hayatlarımız; onları gözden kaçırmayacak kadar değerli .Bu hayat bizim için verilmiş en değerli hediye, her anının kıymetini bilmek ve hakkını vererek yaşamak boynumuzun borcu.

Ah bu çiçekler neler söyletti bana neler. Oysa şuraya bir tarif bırakıp çıkacaktım ben, önce güzellikleriyle sayfa başını aldılar sonrada resmen tüm yazıya müdahil oldular.


Şu fotoyu buraya iliştirdim mi tarife geçiş yapabilirim artık.Lezzet dergisinin bir sayısından bu fırında kıymalı pazı. Ama dergide adı ya da ölçüleri farklı olabilir, epey zaman geçti üzerinden ben yapalı.Şimdi kendi aldığım notlara göre yazacağım bloga. Çok beğenilmişti , burada kesinlikle bulunmalı.

Malzemeler
- 2 demet pazı
- 1 adet soğan
- 4- 5 adet patates ( büyük )
- 150 gr kıyma
- 2 diş sarımsak
- zeytinyağı
- tuz
- karabiber
- pul biber

Üzeri için:
- 1 su bardağı süt
- 1 yumurta
- 1/2 çay kaşığı rende muskat
- 1-2 su bardağı rendelenmiş kaşar peyniri


Yapılışı
  1. Patatesleri haşlamaya bırakın.Ama biraz dirice kalacaklar unutmayın.
  2. Soğanı ve sarımsağı yemeklik doğrayarak zeytinyağında kavurun.
  3. Kıymayı ekleyin ve rengi değişene kadar kavurun.
  4. Yıkayıp , doğradığınız pazıları kıymalı harca ekleyin ve 2-3 dk kavurun.Baharatları ekleyip ocaktan alın.
  5. Hafif diri kalacak şekilde haşladığınız patatesleri soyup , 1/2 cm kalınlığında dilimleyin.Fırın kabının tabanını patateslerle kaplayın ve üzerine pazılı karışımın yarısını yayın.Üzerine tekrar dilimlemiş olduğunuz patatesleri dizin ve kalan pazılı karışımı yayın.En üstü de patates dilimleriyle kaplayın.
  6. Süt, yumurta ve muskat rendesini bir kasede çırpıp patateslerin üzerine gezdirin.Üstüne kaşar peynirlerini serpiştirin.
  7. Önceden 200 dereceye ısıtılmış fırında 20 dk pişirin.Afiyetle tüketin.
Yazar H.GÜLHAN ÖZ ÖZER

14 Haziran 2017 Çarşamba

DENİZ BÖRÜLCESİ SALATASI


Oldukça iddialı bir bitki kendileri, dik başlı ve mağrur :)) Herkesler sevmeyebilir onu ve birçok evde yapılmaz kendileri.Ama Ege'liler bilir ve doğru hazırlanırsa sevmemek için bir neden yoktur.Hatta ve hatta parmakları yemek garantidir:)


Adı üstünde deniz kenarlarında yetişirmiş kendileri, tuzlu suya dayanıklılığı oldukça yüksek ve bu yüzden kendiliğinden tuzlu.Kısacası pişirirken ve tüketirken tuz eklememelisiniz.


Üstelik bir dolu faydası var, internetten araştırıp rahatlıkla bulabilirsiniz.Ama benim için bu kadar değerli olma sebebi tadı.Üsteki foto pişmeden önceki hali.Tarifine gelince ; büyükçe bir tencerede içme suyunu kaynatın.Su kaynayınca yıkanmış olan deniz börülcelerini içine atın.Bu arada topraklı olan kök kısımlarını yıkamadan önce kesmeyi unutmayın.10 dk kadar kaynatmanız yeterli olacaktır.Ama siz yinede elinizle kontrol edin; yumuşamışsa tamamdır.Aman dikkat çok fazla haşlayıp çamur haline getirmeyin, ayıklayamazsınız.


Bu fotoğraf tam kararında haşlanmış haline aittir.Biraz ılıyınca elinize alın ve çok sıkmadan aşağı doğru tek tek çekin.Yani kılçığından ayırın.


İşte böyle :) Biraz zahmetli gibi görünse de keyifli ve sonunda ulaşacağınız lezzet için buna değer.


Deniz börülcelerinin tamamını ayıkladıktan sonra üzerine zeytinyağı ve limon suyu gezdirin. Tekrar hatırlatıyorum tuz eklemeyin.Çünkü sebze gerekli tuzu kendisinde bulunduruyor. 


Arzunuza ve hazırlamış olduğunuz börülce miktarına göre rendelenmiş sarımsak da eklediyseniz muhteşem salatanız damaklarınızı şenlendirmek için hazırdır.Hadi çekinmeyin, gözünüzü de korkutmayın, balık restoranlarının vazgeçilmez mezesini siz de evinizin mutfağında pek ala yapabilirsiniz.Bu tarif bunun için yerini aldı burada:)


Son noktayı mevsimin gözdelerinden çileklerle bezenmiş mini bir  pasta ile koyalım mı? Çilekli pasta tadında güzel günler dileyerek , en kısa zamanda yeni yazıda görüşelim.

12 Haziran 2017 Pazartesi

SELAM

Son yazı 27 mart tarihliymiş ve ben o günden bugüne kadar bloga uğramamışım.Hala benden umudu kesmeyenleriniz var , teşekkür ederim.Hayatta hepimiz iyi ya da kötü süprizlerle karşılaşabiliyoruz ve işte o zaman hayatımızın doğal akışı hiç de alışık olmadığımız bir hal alıyor. Böyle anlarda blog sessiz kalıyor , üzgünüm. Keşke bu şekilde arada hayatı da beklemeye alabilseydik.Ama hayat hep devam ediyor, kesintisiz, tüm zorlukları ve tüm güzellikleriyle birlikte.

Şimdi yavaş yavaş hayatımı normal düzenine alma vakti.

Yazar H.GÜLHAN ÖZ ÖZER
 caferengigul.blogspot.com

27 Mart 2017 Pazartesi

PAZAR KLASİĞİ


Bir hafta sonunu daha geride bıraktık.Bu pazar da fırını yakacak , ekmeklerimi pişirecek , biraz yanacak, biraz üşüyecek , acaba nasıl oldular, kabardılar mı yoksa yayıldılar mı diye merakla bekleyecek ve o muhteşem kokuyla mest olacaktık. Ama olmadı , sevgili fıtığım buna izin vermedi.Hamurlar kaldı, fırın yakılamadı:(  Tabiiki boş boş yatılmadı ,bol bol kitap okundu.


Yine bir pazar klasiği olarak kendi yaptığım mayayla , toprak kapta, bol kaymaklı süt yoğurt olmak için karıştırıldı ve uykuya bırakıldı.


En doğalından, bol yararlı bakterili , probiyotik , yedikçe yeme isteği uyandıran, taş gibi bir yoğurdum oldu.


Şimdilik küçük bahçemde tavuklarım yok, şimdilik. Ama tavuklarının yumurtasını benimle paylaşan sevdiklerim var.Serbest gezinen, bulduğunu yiyen, ilaçsız tavukların yumurtası bunlar, şifa niyetine.


Ekşi mayalı hamurlarım, fırına girmeyi beklerken.Organik, yerel tohumdan un, su ve ekşi mayanın buluşması başlıbaşına bir mucize. Her seferinde aynı ölçüyüde kullansanız, aynı unuda kullansanız hep bir heyecan, hep bir merak ve bambaşka lezzetler.Ekmek yapmak büyü gibi, aşk gibi; tutku ve heyecan dolu, sonrası büyük bir mutluluk ve huzur.


Fırın ekmekler için hazır olana kadar patlıcanlar köze, patatesler tavaya atılır ve bütün iş ateşe bırakılır.


Patlıcanlar boydan 2'ye ayrılıp 1 tatlı kaşığı sarımsaklı tereyağı ortasına bırakılıverir.


Ekmeklerde fırından çıkmışsa  tüm duyuları açma vaktidir. Önce hafifliğini hissedersiniz ellerinizin arasında ve sıcaklığını, sonra o iştah kabartan, insanı mest eden kokusu dolar burun deliklerinizden içeri. Tüm reseptörler; hazır olun:) Sonra melodisi gelir kulaklarınıza çıt çıt, çıtır, çıt çıt çıt...Ve daha ilk lokmayı koparırken tadı damağınıza yayılıverir ve siz çoktaaan mutluluktan sarhoş olmuşsunuzdur bile.


Ateşe hayran, ekmeklerini gözleyen bir ben. Geçtiğimiz haftalardan bir fotoğraf , biraz serinmiş sanırım.Yağmur altında bile yakmışlığımız vardır fırını.Ne diyelim delidir ne yapsa yeridir.Biliyorum bazılarınız için çok anlamsız olabilir ama, bu odun fırını benim ekmek yapmaya başladığım ilk günden beri hayalimdi.17  Şubat 2016 da bu fırında ilk ateş yakıldı ve o gün bu gündür en az haftada bir kez yanıyor, aynı heyecan ve keyifle. Yazları çok daha keyifli oluyor, uzadıkça uzuyor fırın başı sohbetleri.


Yazdan bir akşam sevgili @kareliatolye nin el emeği ışıklı topları baş rolde, arkada ekmeklerin kokusu, karşıda denizin şapırsı...


Özledim akşam vakti keyiflerini.

Ben mutlu olmak için üretmek gerektiğine inanıyorum.Bir düşünün sizde ve şöyle bir göz atın etrafınıza bu bağlamda.Sadece tüketen insanlara bakın bir de.Uzun zamandır mutlu olmanın, kendini iyi hissetmenin yolu bir şeyler üretmek gibi geliyor bana.Bazı şeyleri hazır almaktan vazgeçin ilk adım olarak, kendiniz yapmayı deneyin.Yoğurt mesela tek gereken süt , maya bir de serçe parmağınızı yakmayacak kadar sıcaklık ve beklemek heyecanla.İnanın bana hayatınızda yediğiniz en lezzetli yoğurt olacak ilk yoğurdunuz, sonrası çorap söküğü.Hadi durmayın, sizde bir şeyler yapın.Ben bir heves geri dönüşlerinizi bekliyor olacağım tabii paylaşmak isterseniz.Çünkü dünya artık sadece tüketmek için çok yaşlı.Onu daha yaşanılır kılmak ve kendimizi mutlu etmek için üretmeye ne dersiniz?


Daha yaşanılabilir bir dünya için üretmeye var mısınız?


20 Mart 2017 Pazartesi

SUSAM MANTOLU TAHİNLİ KEK


Güller, laleler, nergisler, papatyalar...kısacası çiçekler beni gülümsetmeye, mutlu etmeye yetiyorlar.Ya sizi ? Laleler artık yavaş yavaş geçiyorlar ama canım annemin el emeği laleleri hep aynı canlılıkla ve hep aynı hislerle elimin altında.

Yarın 21 Mart yani Nevruz bayramı, baharın gelişinin ilk günü.Baharı çiçeklerle karşılayıp , güzel bir kış keki ile uğurlamaya ne dersiniz.


Karşınızda susam mantolu tahinli kek efendim.Bir zamanlar tüm blogların sayfalarını süslemişti kendileri.Bende o günlerden beridir yaparım ama blogda yokmuş:)Yılda en az 4-5 kez yapılan bir tarif burada yerini almazsa biraz ayıp olurdu.


Malzemeler
- 4 adet yumurta
- 1 su bardağı toz şeker
- 1/2 su bardağı pekmez
- 1 su bardağı tahin
- 2/3 su bardağı yoğurt
- 1/2 su bardağı sıvı yağ
- 2,5 su bardağı un
- 1 su bardağı ceviz ( dövülecek)
- 1 paket kabartma tozu
- dışını kaplamak için susam
- kalıbı yağlamak için tereyağı



Yapılışı

1.  4 yumurta ve toz şekeri mikserin yüksek hızında 5 dk çırpın.
2.  Mikseri orta hıza ayarlayıp sırasıyla sıvı yağ, yoğurt, pekmez ve tahini ekleyin.
3.  Un ve kabartma tozunu eledikten sonra sıvı karışıma ekleyin ve düşük hızda çırpın.


4.  Dövülmüş cevizleri eklediğiniz hamuru spatula ile karıştırın.
5.  Kek kalıbını güzelce yağlayın ve susamları bolca serpiştirin.Kalıp tamamen susamla kaplanmış olmalı ki kek susam mantosuna kavuşabilsin:)


6.  Önceden 180 dereceye ısıtılmış fırında 35- 40 dk pişirin.
7.  Fırından çıkarın 10 dk bekleyip kalıbı ters çevirin.Kekiniz hazır, afiyetle tüketebilirsiniz.


Ben soğumasını beklemeden iki dilimini yedim bile .Bu kek söz konusu olunca hep aynı şey oluyor bilginize.


Ohh misss, susam mantolu güneşlenen kek:)

Hadi bir koşu mutfağa girin ve kışa bu keki hazırlayarak veda edin.Sonra güneşe dönün yüzünüzü ve bahara kocaman ama kocaman bir MERHABAAAA deyin.
Yazar H.GÜLHAN ÖZ ÖZER
 caferengigul.blogspot.com

10 Mart 2017 Cuma

DENİZ ÜRÜNLERİ YAHNİSİ


Çok şanslı olduğumu kabul ediyorum. Yoo bu ukalalık değil kesinlikle, yanlış anlaşılmasın. Şanslıyım çünkü her şeyin en doğalına ve en tazesine kolaylıkla ulaşabiliyorum.Ve etrafımda hala ürettiğini paylaşmayı seven insanlar var. Bazı günler eve bereket yağıyor ve bunun için ne kadar teşekkür etsem az.Evet kesinlikle çok şanslıyım:)


Öyle kolaylıkla balıkhaneden, pazardan falan balık alınmaz bizim eve.Çünkü sevgili eşimcim gider denizden tutar gelir yiyeceğimiz balığı, kalamarı, sübyeyi ve bilimum deniz mahsulünü. Ehh arada bende onun gözetiminde yakalarım denizlerin kallavi balıklarından;)


Tutması ayrı yemesi ayrı bir keyiftir balığın, pişirmesi de bir o kadar kolay:) Sonrası tam bir şölen sofrası.Ne dersiniz geçelim mi artık tarife?


Malzemeler
- 1adet ( 1-1,5 kilo kadar) trança
- 2 adet kalamar 
- 2 adet kuru soğan
- 2 adet domates
- 3-5 adet yeşil biber
- 2 tane defne yaprağı
- tuz, karabiber, kırmızı biber
- 1/2 çay bardağı  zeytinyağı

Yapılışı
  1. Balığın pullarını kazıyın ve içini temizleyin.Porsiyon olacak şekilde ( 3-4 parça) dilimleyin.
  2. Temizlenmiş kalamarı 2-3 cm aralıklarla doğrayın.
  3. Tencerenin dibine yarım halka halinde doğradığınız soğanları yerleştirin.
  4. Soğanların üstüne balığı , balığın üstüne defne yapraklarını yerleştirin.
  5. Kabuklarını soyduğunuz domatesi halka halka doğrayıp balıkların üstüne dizin.
  6. İrice doğradığınız yeşil biberleri ve kalamarları da ekleyin.
  7. Baharatları ve zeytinyağını da ekleyip kısık ateşte 30 dk (kalamarlar ve balık yumuşayıncaya kadar) pişmeye bırakın.



İşte bu kadar basit ama inanılmaz lezzetli, suyuna ekmek banmalık yemeğiniz hazır.Lütfen deneyin , bu muhteşem lezzeti kaçırmayın.


Güzel geçsin hafta sonunuz ; güzel ve leziz.

Yazar H:GÜLHAN ÖZ ÖZER
 caferengigul.blogspot.com

2 Mart 2017 Perşembe

AYVA REÇELİ


Söz konusu bir meyveyi ısıl işleme tabi tutmaksa bu konuda en nazsız meyve ayvadır kesinlikle.Tatlısı ayrı güzel, reçeli ayrı güzeldir. Tatlı veya reçeli içerdiği pektin sayesinde  kıvamlı , çekirdekleri sayesinde de hoş renkli olur.Yani ayva başlı başına muhteşem bir meyvedir.


Ayva reçeli yaparken genelde reçellik doğradığım ayvaları buharda biraz pişirirdim.Böylelikle daha yumuşak taneli reçel elde etmiş olurdum.Bu sene biraz farklılık yapıp ön pişirme işlemini atladım ve kıtır kıtır bir ayva reçeli elde ettim.Biz bu halini daha çok sevdik.Şimdi vereceğim tarif kıtır ayva reçeli tarifidir bilginize:))


Malzemeler

- 1.5  kilo ayva 
- 750 gr şeker
- 1 adet çubuk tarçın
- 5 adet karanfil
- 1/2 bardak ılık su


Yapılışı
  1. Ayvaların kabuklarını soyun ve istediğiniz büyüklükte dilimleyin.
  2. Küçük bir mutfak bezine ( beyaz tülbent veya müslin bez ) ayva çekirdeklerini ve çekirdek evlerini koyup bağlayın.Eğer reçelin sonunda karanfilleri de ayırmak isterseniz onları da bu beze koyabilirsiniz.
  3. Tencerenin ortasına çekirdek torbasını yerleştirin.Ayva ve şekeri biraz ayva biraz şeker şeklinde ardalanmalı olarak tencereye yerleştirin.Ama en üste mutlaka şeker gelsin.Kapağını kapatın ve bir gece bekletin.
  4. Ertesi gün 1/2 bardak ılık suyu ekleyip tencereyi ocağa koyun.Yüksek ateşte kaynamaya bırakın.Benim kullandığım ayvalar bekletme işlemi sonunda epey su bırakmıştı.Bu nedenle 1/2 bardak su yeterli geldi.Eğer sizin ayvalar sularını pek bırakmamışsa ekleyeceğiniz su miktarı 1 bardak olabilir.
  5. Reçel kaynamaya başladıktan sonra ocağı kısık ateşe alıp 5 dk daha kaynatın ve kapatın.İlk kaynatmayı sabah yaptıysanız akşam tekrar reçeli yüksek ateşte kaynatın.Ocağı kısıp 5 dk daha kaynatın.Aynı şekilde ertesi sabah bu işlemi tekrarlayın.
  6. Reçelin içinden torbayı sıkarak çıkarın. Reçeli kavanozlara paylaştırın.
  7. Su dolu bir tencerede kavanoz kapaklarını kaynatın.Kapakları kuruladıktan sonra kavanozları kapatıp ters çevirin.Ben kavanozları bu şekilde 12 saat bekletip sonra kaldırıyorum.Hava kaçıran kapak varsa bu sürede belli oluyor.
  8. Mis gibi baharat kokulu kıtır ayva reçeli hazırdır.Afiyet olsun.



Bu güzel rengi ayvanın çekirdeklerine , kıvamını ise pektine borçluyuz. İşte böyle mucizeler meyvelerde de saklı olabiliyor.Doğal boya, doğal jel mucize değilde nedir sizce?


Reçelleri kavanoza aldığım gün yapmıştım bu ekşi mayalı ekmeği.Sonra ne mi yaptım bir dilim sıcak ekmek ile 2 kaşık ılık reçeli karanfilli çayım eşliğinde mideye indirdim.Bence hakettim:)


Bunlarda bahçenin kızılları, pembeleri. Güzden kalan son renkler...Artık bahara bırakıyor kendini mutfak, bahçe, Bodrum...yeşile ve maviye:) 

Güz tarifiyle hoşgeldin bahar diyoruuuummmm :)

24 Şubat 2017 Cuma

NİŞANYAN EVLERİ - ŞİRİNCE


Zaman zaman baktığın pencereyi değiştirmen gerekir. Nefes almak için, küçük bir mola vermek için, gülmek için, düşünmek için, kendine dönmek , kalbine bakabilmek için başka bir pencereden bakman gerekir.


Ve başka sokaklarda yürümen gerekir.Köşeyi dönünce senin neyi beklediğini bilmeden.


Arnavut kaldırımları, ahşap merdivenler...


Yürüdükçe ayaklarımın altında kıkırdayan gazeller. Kuşların sesi, ormanın sesi, toprak kokusu, sarmaşıklar...Büyü bu, doğanın büyüleyici güzelliği. Öyle güzel , öyle dingin ki ...



AĞAÇLAR GAZELİ
inadına aşk, inadına özgürlük, inadına yaprak...
ağacın utandığı çığlığı şiir fısıldar

ne batıda ne doğuda tek yaprağını görmedim
kırgınım felsefeye, yer vermemiş ağaca bir bilge olarak

şiirle ağacın kökleri aynı: ya sabır ya aşk!
insanın hızla terk ettiği anıların gölgesi olmak

yavaş git, ruhum yetişemiyor sana, dedim, içimden
kopan yolcuya dursaydı, ağaçların gözyaşını dinletecektim

ruhun sendeyse hala bir ağaca emanet et onu
dünyaya yalnızca hayvanların ve ağaçların itirazı var

ey ağaçlarla konuşmadan insanlarla konuşmaya çalışanlar
Adil'in ağaçlarını dinleyin, susmakmış o kayıp dil

zeytini dinledim beklemeyi öğrendim, akasyadan gitmeyi,
vuslatı ceviz ağacından, limonun dediği ayrılığı ve aşkı nardan

ağaçlar komşumuzun evidir, ruhumuz gülümsüyor avlusundan.

Haydar Ergülen


Bende yetişemiyorum zamana...Oysa burada tam bu fotoğraflarla dondurmaya çalıştığım, yaşadığım andayım ben.Anılar biriktiriyorum durmadan , ormandan bir parça nefes alıp tutuyorum, tutuyorum, tutuyorum.Çünkü çok değerli biliyorum.


Bu avluda soluklanıyorum;  Nişanyan Köşkün avlusu.Hemen bir mürver çiçeği şurubu ikram ediliyor, bayılıyorum tadına, bahar gibi.


Nişanyan Köyünde taş evimiz hazır bizi bekliyor.Kapıyı açıyor ve kendi masalımın içine düşüyorum. Aklımda, ruhumda doğaya emanet.


Zamansız bir odada güne başlamak, dünyanın içinde bir o kadar da dışında.


Evin kalbi 


Masalımın mutfağı


Bir sepet incelik:) 
Mutluluk dediğin şey nedir? Sahip olduklarımız ya da sahip olmak istediklerimiz midir? Benim için mutluluk bir sepet ince düşüncedir. Her şeyin en ince ayrıntısına kadar sizin için düşünülmüş olmasıdır.


Bu kedi yok mu bu kediiiii:) Fır fır , dört nala peşimizdeydi.Bir ara bizi göremedi "migaav migauuuuuv" son ses neredesiniz diye bağırdı.Neredeyse tüm yürüyüşlerde yanımızdaydı.


İnsan burada mutsuz olamaz .


İnsan doğaya bu kadar yakınken gerçekten mutsuz olamaz.Oysa şehirler...hep bir koşturmaca, hep bir yarış hali, hep bir kirlilik.Ağaç görememekten mutsuz insanlar, ah bir anlasalar bunu.


Yürü; yavaş ve sakin.Bırak doğa seni iyileştirsin.


Belki de sen bir orman perisisin.


Ya da işi gücü fırın yakmak olan bir kül kedisi.


Elinde kitabınla hamakta uyuyakalan bir miskin de olabilirsin pek ala.


şu kocaman masada dostlarına sofralar kuran bir mutfak böcüsü olmanda mümkün.


Mavi kapıdan içeri torunlarının girmesini bekleyen şeker nine olabilirsin, kim bilir.


Bazı kapılar çok özeldir; içinden geçersin hayatın değişir, yanından geçersin bir düşe dalarsın, karşısında durursun bakar kalırsın.


Daha sen evden patikaya inerken haberin gider köşkün mutfağına kahvaltın hazırlanır.


Gözünün gördüğü;

 pencereden bakınca Şirince Köyü manzarasıdır,


içeri bakınca: neler neler


ve daha neler neler


Her evin bir adı, her ağacın bir sarmaşığı var Nişanyan masal köyünde


"iyi misiniz" diye soran sonsuz gülümsemeli çalışanları, incelikler meleği Müjde Hanım var. Sizlere ne kadar teşekkür etsek az bu masal tadında 2 gün için.


Olur ya sıkılırsınız , bir molaya ihtiyaç duyar, kendinizi şımartmak istersiniz kaçın gelin bu fotoğrafların gerçeğine ya da kendi düşünüzün içine.


Ama illaki de doğaya kaçın, tüm karmaşayı ardınızda bırakarak.Birazda susmayı deneyin.İşte o zaman duyacaksınız ağaçları, kuşları, toprağı, suyu. doğanın müziğini ve en önemlisi kendi sesinizi.


Yüzünden gülümsemesi hiç eksik olmayan sevgili Ferda saat 10 'da kapımızı çaldı, elinde bir sepet kahvaltıyla:) Bize sadece çayı demlemek ve yumurtayı pişirmek düştü.


Masal mutfakta nar ağaçlarına karşı kahvaltı yapmadan dönmek olmazdı.


sonrası birer fincan kahve


Nasıl da güzel.


Bazen bir masalın içine düşersin, hem de bir pencereden. Unutma;

masal masal içinde,
masal düşün içinde,
her şey bir nefesinde.
                                 
Yazar H.GÜLHAN ÖZ ÖZER 
caferengigul.blogspot.com